free web hosting | free website | Business WebSite Hosting | Free Website Submission | shopping cart | php hosting
MİSYONERLİĞİN TÜRK MİLLETİ ÜZERİNDEKİ HESAPLARI

« MİSYONERLİĞİN TÜRK MİLLETİ
ÜZERİNDEKİ HESAPLARI »
Fener Rum Patrikhanesi'nin Türkler üzerindeki hesapları 
Katolik Kilisesi'nin Türkler üzerindeki planları 
İngiltere'nin Türkler üzerindeki hesapları 
Misyoner Ajanlar nasıl yetiştiriliyor? 
Ajan Herbert'in faaliyetleri
Mustafa Reşit Paşa'nın Misyonerlerle ilişkisi 
Misyoner Cemiyeti Başkanı'nın ifadeleri 
Misyonerler ile Masonların ilişkisi 
Ajan Humpher 
Anadolu'daki Misyoner faaliyetleri 
Orta Doğu ve Hicaz bölgesindeki Misyoner faaliyetleri 
Misyonerlerden birkaçı
Şerif Hüseyin ve İngiliz ajan Lawrence'nin Hicaz'daki faaliyetleri 
Medine'nin Osmanlı'lardan çıkışı 
Osmanlı Devleti'nin Hicaz bölgesindeki hizmetleri 
Kabir Tahrifatları 
Ajan Humpher'ın diğer faaliyetleri 
Ajan Humpher Hilafet Merkezi İstanbul'da 
İslam Ülkelerinin genelinde Misyoner faaliyetleri 

::Foruma katılın::

::Ziyaretçi defteri::


Vatikan’ın Türkiye’ye bakışı
(2000-12-23)

1965 yılında tamamlanan 2. Vatikan Konsili’nde alınan kararlar çerçevesinde Vatikan, başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da ve Türki Cumhuriyetlerdeki Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine hız verdi.Kendi yayın organlarında “Müslüman Kürtleri” savunur pozlarında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ağır hakaretler yağdırmaya başladı

2000 Yılı Vatikan ve Papa 2. John Paul için çok önemli bir yıl oldu. İlk kez tam metin halinde 1996 yılında yayınlanan Katolik “Kateşizm”i (bir anlamda ilmihal gibi bir düstur kitabı) Papa’ya ve tüm ruhban sınıfına 3. bin yılda neler yapmalarını ve Hıristiyanlığı hangi yöntemle yaygınlaştırmaları gerektiğini gösteren bir rehber olmuştu. Bu rehber 1965 yılında tamamlanan 2. Vatikan Konsili’nde alınan kararlar çerçevesinde hazırlanmıştı. Bu rehbere göre 3. bin yılda Vatikan, başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da ve Türki Cumhuriyetlerdeki Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine hız verecekti. Nitekim öyle de oldu. Vatikan kendi yayın organlarında “Müslüman Kürtleri” savunur pozlarında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ağır hakaretler yağdırmaya başladı. Katolik aleminin resmi yayın organlarında ilk Türkiye aleyhtarı yazılar 1995’te başlamıştı. Vatikan daha sonra İtalyan Hükümeti’nden de benzer çalışmalarda bulunmasını istedi. İtalyan Hükümeti’nin özellikle Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasından sonra yaptıkları umarım unutulmamıştır. Bunun arkasında Vatikan vardı. Ayrıca İstanbul, Teşvikiye’deki Katolik Muhacerat Bürosu’nun faaliyetlerine de hız verdi. Her gün onlarca insanı bu kanaldan yurt dışına taşımaya ve gittikleri yerlerde Türkiye aleyhine düzenlenen toplantılarda kullandırmaya başladı.

“TÜRK DOSTU” DİYE YUTTURULAN PAPA

Vatikan’ın uzun zamandır planladığı bir girişim de 23. John adıyla tanınan ve Türkiye’de “Türk dostu” diye yutturulan Kardinal Roncalli’yi Aziz ilan etmekti. Bu işlem 3 Eylül 2000’de gerçekleştirildi. Ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kültür Bakanı aracılığıyla bu “Türk Dostu” Papa’nın İstanbul Kurtuluşta oturduğu sokak “Kutsal Mekan” ilan edildi. Geçtiğimiz hafta yapılan törene katılan Diyanet İşleri Başkanı da memnuniyetini belirtti. Şimdi sırada başka bir “oyun” var. Ben Magazin Basınını ve sansasyon meraklısı medyayı şimdiden uyarıyorum. Çok yakında Roncalli Sokağı’nda (eski adı Ölçek’tir ve bu ad Masonlar tarafından konulmuştu) mucizeler (!) görünmeye başlayacaktır. Vatikan, bir faniyi Aziz ilan etti mi onun evinin çevresinde de bir süre sonra mucizeler (!) görünmeye başlanır. Onun için hazırlıklı olun! “Az sonra” Roncalli Sokağı’nda Papa’nın mucizeleri (!) başlayacaktır. Ya geri zekalı bir Türk, “Rüyamda Papa’yı gördüm. Gel Katolik ol dedi, ben de Katolik oldum” diyecektir. Ya da eski bir “Çıplak”, “Eskiden kötü kadındım. Müslümanlıktan çıkıp Katolik oldum ve şimdi Hürriyet Gazetesi’nin köşe yazarlarının istedikleri gibi tatmin olabiliyorum” diye Televolesel açıklamalar yapacaktır... Şakası bile insanı üzüyor ama bunlara benzer saçmalıklar olunca kızmayalım diye yazdım. Vatikan 1965’te kabul ettiği “Dışa Açılma” stratejisini iki yönde uygulamaktadır. Bunlardan birincisi “Ekümenizm”dir. bu strateji çerçevesinde Vatikan Hıristiyanlığın diğer mezheplerini yönlendirmektedir. İkinci ise “Ekümenizm”e bağlı olarak ortaya çıkmış olan ve özellikle Müslümanları hedefleyen “Evangalization” adlı Hıristiyanlaştırma projesidir.

HOŞGÖRÜ, DİNLER ARASI DİYALOG, İBRAHİMİ DİNLERİN BİRLİĞİ TUZAĞI

Vatikan bu projesini hayata geçirebilmek için 1940’lardan başlayarak kurulmuş olan bazı örgütlerin çalışmalarına 1965’ten sonra hız verdirdi. Bu örgütler şunlardır. Focolare; Catecumenante ve Communion ve Liberty. Bu Katolik örgütlerinden başta “Hoşgörü” (Tolerans); “Dinler Arası Diyalog” ve “İbrahimi Dinlerin Birliği” şeklinde formüle edilmiş olan planları uygulamaları istenmişti. Onlar da bu projeleri hızla hayata geçirdiler. Özellikle Türkiye’de belirli bir İslamcı çevre bu tuzağa düştü. Gaipten sesler duyduğunu ve rüyasında İslam’ın büyük Erenleri’yle konuştuğunu öne süren biri bu Hoşgörü ve İbrahimi Dincilikten öylesine etkilendi ki kendisini “Ahir Zaman Mehdisi” olarak ilan etmeyi bile düşünmeye başladı. Ne yazık ki eski Milletvekili Hasan Mezarcı ondan önce davrandı ve kendisini Mesih ilan etti. Sonuçta ABD’nin desteklediği Mehdi (!), Almanya destekli Türkiye’nin maaşlı Mesih’i karşısında tutunamadı. Türkiye’de Mesihlik ve Mehdilik Televolelik oldu. Reha Muhtar, Dinler konusunda uzman olduğu için herhalde Roncalli Sokağı’nda görülecek olan Papasal mucizeleri de Türkiye kamuoyuna ilk kez o duyuracaktır...

VATİKAN’IN TÜRKİYE’Yİ NASIL GÖRDÜĞÜNÜ ORTAYA KOYAN AÇIKLAMA

13 Kasım’da Papa 2. John Paul Ermenistan Kilisesi’nin başı 2. Karakin ile Vatikan’da bir görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra Papa’nın yaptığı açıklama Türkiye’yi ve Türkleri hedef alan en ağır hakaretleri içeriyordu ve Vatikan’ın Türkiye’yi nasıl gördüğünü apaçık ortaya koyuyordu. Papa yanına 2. Karakin’i alıp yaptığı açıklamada 20 Yüzyıl’da yaşanmış olan tüm soykırımların sorumlusu olarak Türkleri göstermiş ve lanetlemişti. Yıllardır Vatikan’ı şakşaklayanlar bile bu açıklama karşısında şaşkınlığa sürüklendiler. Milliyet Gazetesi “Papa Bunadı” diye başlık attı. Arkasından uyarıldı ve hemen geri dönüş yaparak “Papa bunamadı” diye manşet attı. Diyanet İşleri Reisi ise hızlı “Diyalogcu” olduğu için işi tevil etti. Ona göre, “Evet Papa böyle bir açıklama yapmıştı ama o sadece önüne konulan bir metni okumuştu. Yoksa böyle bir açıklama yapmazdı. Nitekim bu açıklamasını daha sonra geri almıştı.”

TÜRKİYE’YLE DALGA MI GEÇİYORLAR?

Türk Basını’ndaki bu şaşkınlıklara ve Diyanet’in bu açıklamalarına bakınca insan ister istemez, “Birileri bizimle dalga geçiyorlar” diye düşünmeden edemiyor. Niçin? Bakın anlatayım. Birincisi, Papalar 1870 yılından beri özel bir yasayla korunmaktadırlar da onun için. 18 Temmuz 1870 yılında Papa IX. Pius (1846-1877) tarafından tam 533 Piskopos’un onayıyla alınmış olan bu karar, aynı gün Katolik Kilisesi’nin Dogmatik adıyla bilinen, hiç bir itirazda bulunmadan koşulsuzca inanılması gereken yasalarından ve Katolik olmanın önşartlarından biri olarak kabul edilmiştir. İsa Peygamber’in Tanrı’nın oğlu (Haşa) olduğuna inanmak nasıl mecburi ise bu yasaya da inanmak da mecburidir. Anlaşıldı mı? Pekiyi de nedir bu yasa (Dogmatik)? Bu yasaya Infallıbilite Yasası denir. Buna göre hiç bir Papa yanılmaz ve başkaları tarafından da yanıltılamaz. Bu durumda bizim uyanık AB’ciler “Papa bunadı veya Papa’yı yanıltmışlar” derken bizimle alay etmiyorlar mı? Ortada Papa’nın hiç bir şekilde yanılmayacağını ve yanıltılamayacağını gösteren bir yasa varken biz kendi kendimizi yanıltmaktan başka ne yapıyoruz dersiniz. Katolik inancına göre Papa, yeryüzündeki tek hatasız kuldur. Papalar hata yapmazlar. İkincisi, yanılmayan Papa 20. yüzyılda yaşanmış tüm soykırımların sorumlusu olarak Müslüman Türkleri göstererek başta Katolik Hitler’i ve Nazileri ve tüm Faşizmi aklama çabasına girmiştir. Bu hesaba göre Katolik Hitler, milyonlarca insanı ve Yahudi’yi bizi örnek alarak öldürtmüştür... Haydi basın bu numarayı yuttu diyelim. Onlar Vatikan’ı bilmek zorunda değiller. Diyanet’e ne demeli? İlahiyat Fakülteleri’ndeki Proflara ne demeli? Varın bir düşünün. Papa’nın Ermeni Patriği’yle yaptığı açıklamanın sadece bir bölümü Türk Basını’na yansıdı. Bu da Papa’nın söyledikleriydi. Oysa Karekin de ilginç sözler söylemişti. Şimdi sizlere Basın’a yansımamış olan bu bölümü aktarayım. 2. Karekin, gelecek yıl Ermenistan’da Eçmiadzin’de kutlanacak olan ilk Hıristiyan Krallığının Kilisesi’nin kuruluşunun 1700. yıldönümüne Papa’yı davet etmek için Vatikan’a gitmişti. Gelecek yıl 24 Nisan tarihinde başlayarak Ermenistan’da bir yıl süreyle görkemli dini törenler yapılacak ve dünya Hıristiyanlığının tüm mezheplerinin temsilcileriyle bir çok devlet ve hükümet başkanları burada toplanacaklar. Ve hep birlikte 1.5 milyon Hıristiyan’ı vahşice öldürmek suçlamasıyla Türkleri lanetleyecekler. İşte 2. Karakin bu nedenle ziyaret etti Vatikan’ı ve Papa’ya aynen şunları söyledi: “İbrahimi Dinler Projesi çok tuttu. Gelişmelerden çok memnunuz. Vatikan olarak bu çabaları daha da desteklemenizi diliyoruz.” İlginçtir, Türkiye’nin AB’ye alınmasına en çok PKK ve Yunanistan seviniyor, “İbrahimi Dinler” yutturmacısının çok iyi sonuçlar verdiğini en azılı Türk düşmanı 2. Karakin söylüyor ve Türkiye’de “Cin olmadan adam çarpmaya kalkışan” birileri de bizlere Türk dostu Papalar yutturup Ermenistan’dan özür dilememiz gerektiğini söylüyorlar.

KENDİNE HAS YÖNTEMLER

Kendisine yöntem, “Düstur” edinmiş ilk Devlet-Dışı kurum olan Vatikan’ın bu yöntemi “Eski için yeni fikirler dene, olmazsa yeni için eski fikirlere dön” şeklindedir. Vatikan’ı her devirde ayakta tutmuş olan sihirli formül budur

Roma Kilisesi, gerçekte insanlığın 2000 yıldır kesintisizce sürdürebilmek başarısını gösterdiği ender kurumlardan biridir. Dile kolay tam 2000 yaşındadır ve hala etkili ve aktif bir kurumdur. Tarihte nice hanedanlar gelip geçmiş, nice devletler kurulup, yıkılmışlar, nice barış anlaşmaları en çok 40-50 yıl dayanabilmiş ama Roma Kilesi bütün bu alt üst oluşlardan kendisini koruyup ayakta kalmayı başarmıştır. Üstelik Kilise bu olayları kenarda durup seyrederek varlığını sürdürmüş değildir. Tam tersine bütün bu çalkantıların tam ortasında yer almıştır ama daima kaybedenler başkaları olmuştur. Kilise hep ayakta kalmıştır. Bazen sendelemiş hatta yok olma noktasına gelmiş ama 20-30 yıl içinde toparlanıp yine “Süper Güç” haline gelmekte gecikmemiştir. Günümüzde Vatikan da işte böyle bir yeniden güçlenme dönemini yaşamaktadır. Özellikle I. ve 2. Dünya Savaşları’nda yitirdiği etkinliğini 1962’den başlayarak yeniden elde etmek aşamasındadır. 20. yüzyıla girildiğinde aydınlar arasında Roman Katolik Kilisesi’nin bu yüzyılı çıkartamadan dağılacağı varsayılıyordu. Bu yüzyılın sonuna gelindiğinde o aydınların vazgeçilmez sanılan görüşleri yel olup yok olurken Kilise’nin 21. Yüzyılda dünyadaki “Dine Dönüşü” yönlendireceği konuşuluyor. Vatikan 2000 yıldır nasıl ayakta kaldı? İşte bu soru Vatikan nedir sorusu kadar önem taşımaktadır.

VATİKAN’I AYAKTA TUTAN YÖNTEM

Vatikan’ı ayakta tutan direklerin en güçlüsü Roma Kilisesi’nin kendisini yönlendirmek için kullandığı “Yöntem”dir. Vatikan ilginçtir ki kendisine yöntem, “Düstur” edinmiş ilk Devlet-Dışı kurumdur. Bu yöntem görünüşte çok basittir: “Eski için yeni fikirler dene, olmazsa yeni için eski fikirlere dön”. İşte Vatikan’ı her devirde ayakta tutmuş olan sihirli formül budur. Eskiyen ve yenilenen dünyada Vatikan dengeyi daima bu yöntemi aracılığıyla sağlamıştır. Örneğin yeni fikirlerin geliştiği bir ortamda Kilise ilkin eski fikirlerinde ısrarcı olmuş, bunun yararlı olmadığına karar verince bu kez artık eskimeye başlamış olan bu fikirlere karşı yeni fikirleri gündeme getirmiştir.

1390 YILLIK YASAK Vatikan’ın “Eski”de ısrar etmesi gerektiği zamanlarda başvurduğu kendi iç yönetmelikleri, kuralları ve gelenekleri vardır. Örneğin 607 yılında alınmış bir karara göre bir Papa ölmeden onun yerine kimin geçeceğini tartışmak veya konu haline getirmek yasaktır. Hatta ölüm bile yeterli değildir. Aradan üç tam gün geçmesi gerekmektedir. Ancak bundan sonra Roma Kilisesi’nde yeni Papa’nın kim olacağı konuşulabilir. Günümüzde 1390 yıllık geçmişi olan bu “Eski” kural Papa 2. John Paul’dan sonra ortaya çıkacak olan “Yeni” koşullara uygulanacaktır. Diğer bir deyişle Katolik aleminin yeni önderi, 265. Papa’nın kim olacağı tartışması “Resmen” Papa’nın ölümünden sonraki 4. gün başlayabilecektir. Ama hiç kuşkusuz kulaktan kulağa fısıldanan adlar, tercihler ve ittifaklar çoktan kurulmuştur ve yaklaşık üç yıldır kapalı kapılar ardında tartışılmaktadır.

265. PAPA KİM OLACAK?

Yeni Papa’nın kim olacağını kestirebilmek ve önceden açıklayabilmek, inanın, hiç bir insanın bilgisi dahilinde değildir. Çünkü Katolik inancına göre Papa’yı insanlar değil, Kutsal Ruh seçmektedir. Sistine Kilisesi’ne hapsedilecek olan Kardinallerin “Ruhlarına” Yeni Papa’nın kim olacağını sadece Kutsal Ruh bildirecektir. Kuşkusuz bu seçim olayının dinsel ve doktriner olan tarafı böyledir. Gerçekte her kardinalin bir tercihi, tarafını tuttuğu birisi vardır. Siyasi ve ekonomik beklentileri, askeri ve diplomatik görüşleri vardır. Bunların ötesinde Katolik Protestan, Ortodoks, Anglikan Kiliseleri tarafından farklı tanımlarla anılan “Kutsal Ruh”un gerçekte hangi süper güçlerin isteklerine kulak vermekte olduğu da bilinmemektedir. Bu nedenle sadece bazı tahminler yapılabilmektedir. Nedir ki tahmin yapabilmek de belirli bir ön-bilgilenmeyi gerektirmektedir. Bu nedenle tahminleri yapabilmek için öncelikle “Vatikan Siyasetini” iyi bilmek, bunun dünya ekonomi-politiğinde oynadığı yeri ve rolü iyi saptamak zorunludur. Bu kısa açıklamalardan sonra bir tahmin yürütelim: 265. Papa kim olacak? İlkin siyasi akımlara bakalım. Vatikan’da başlıca iki siyasi görüş vardır. Bunlardan birincisi “Tutucular” diğeri de “İlericiler”dir. İki tarafın da güçlü taraftarları vardır ve bunlar, “Renksiz” denilen görüşleri esnek olan kardinalleri taraflarına geçmek için uğraşır dururlar. Halen seçimi yapacak olan Kardinaller Koleji’nin 184 üyesi vardır. Ama daha önce de söylediğim gibi bunlardan 44 kadarı 80 yaşın üstünde oldukları için seçime katılmayacaklardır. Dolayısıyla yeni Papa’nın seçimi 140 ile 142 kardinal tarafından gerçekleştirilecektir. Bu kardinallerden son onsekizi kendisi de tutucu olan 2. John Paul tarafından atanmıştır. Bu durumda yeni Papanın tutucuların tercihleriyle seçileceği düşünülebilir. Ama bu garanti değildir. Çünkü bambaşka ve konu dışında olanlar tarafından hiç bilinmeyen başka etkenler de vardır. Örneğin dünya “ilaç” tekellerinin Vatikan’daki lobisinin ne denli etkili olacağı gibi. Şimdi ilaçla Papa seçiminin ne ilgisi olduğunu soracaksınız ama az sonra anlatacağım. Tutucu kanattan aday olabilecek vasıfta iki kardinal vardır. Bunlardan ilki San Salvador Başpiskoposu Kardinal Neves, diğeri de halen Devlet Bakanı olan Kardinal Sadeno’dur. İlerici kanadın da iki güçlü adayı vardır. Bunlar Milano Başpiskoposu Kardinal Martini (Carlo Maria) ile Kardinal Hume’dur. 2. John Paul’un 1994’te atadığı 12 Kardinal bu iki gruptan hangisine ağırlık verirse o tarafın şansı yükselecektir. Ayrıca halen Kolej’de 11 Amerikalı Kardinal vardır. İtalyan asıllı Kardinallerin sayısı 22’ye düşmüştür. Asyalı, Latin Amerikalı ve Doğu Avrupalı Kardinaller’in sayısı ise yükselmiştir. Coğrafi, kültürel yakınlıklar Papa seçiminde önemli rol oynamaktadır.

BİR SİYAH TAŞLA ON MİLYONLARCA SİYAH KUŞ AVLAMA

Tutucular ve İlericiler birbirlerini dengelerlerse son anda sürpriz yapacak altı kardinal vardır. Bunların şansları da dünya konjonktürüne bağlı olarak çok yüksektir. Örneğin, siyahi Kardinal Arinze, Vatikan’daki Taht’a oturan ikinci siyahi Papa olabilir: ABD’deki zencilerin hızla İslamiyet’e yönelmiş olmalarıyla Afrika’da Hıristiyanlığın gerileyerek İslamiyet’in güçleniyor olması, Vatikan’a siyahi bir Papa seçerek geri püskürtülmek istenebilir. Böylelikle Katolik dininin ne kadar eşitlikçi, ne kadar ilerici, ne kadar insancıl vs. vs. vs. olduğu da dünyaya gösterilmiş olur. Bir siyah taşla on milyonlarca siyah kuş avlanmış olur... Türkiye’de kadın başbakan olur da Vatikan’da siyah Papa olmaz mı? Bal gibi olur. Ama ne kadarlık bir süre için olur. Ona deyim yerindeyse “Ecinniler” karışır. Çağımızın Batılı Ecinnileri de “Tekin” olmadıkları bilinen bir takım gizli örgütlerdir...

VATİKAN VE İLAÇ MAFYASI

Dünyadaki dev “İlaç Tekelleri”nin yıllardır üzerinde durdukları bir konu vardır. Bu amaçla dünyada çeşitli örgütler kurdurmuşlar ya da bunları gizlice desteklemişlerdir. Bu konu “Doğum Kontrolü”dür. İlaç tekelleri Vatikan’dan bu yasağı kaldırmasını beklemektedirler. İlaç tekellerinin destekledikleri Kadın Özgürlüğü dernekleri, Feminist kuruluşlar, İnsan hakları örgütleri vardır. Tekellerin amacı tektir: Daha fazla “Hap” satıp daha fazla kâr etmek. Papa, daha önce de belirttiğim gibi, doğum kontrolüne karşı olmak zorundadır. Ama bu muhalefeti bir kılıfa uydurup izini çıkartabilmek olasıdır. Katoliklerin doğum kontrolüne yeşil ışık yakılırsa ilaç tekelleri günde ortalama en az 150-200 milyon adet hap daha fazla satabileceklerdir. Benzer şekilde diğer kontrol malzemeleri satışında da rekorlara ulaşacaklardır. Dahası, Katolik dünyası “Doğum Kontrol Haplarını” yutmaya başlarsa, sıra İslam alemine gelecektir. Onlardan sonra bu kez de 800 milyonluk -ve de çok verimli- Müslüman kesimi “Hap Tüketimine” zorlayacaklardır. İşte bu dev pazarlar nedeniyle yeni Papa’nın kim olacağı ve bu konuda nasıl bir karar alacağı yeni Papa’nın seçimini etkileyecektir. Bu tekellerin etkisi ortaya çıkarsa doğum kontrolünden yana olduğu bilinen Hollandalı Kardinal Danneels Papa seçilir. Böylelikle Kilise özellikle de kadın Katoliklere kendisinin ne denli onlardan yana olduğunu göstermiş olur. Yani yine bir taşla üç-beş kuş avlamış olur. Diğer adaylara ve ihtimallere gelince: Eğer uluslararası diplomatik ilişkiler ve Fransız Masonları etkili olurlarsa Fransız Kardinal Etchegeray; Avrupa Birliği etkili olursa Kardinal Tamko; mutlaka yeniden tutucu ve İtalyan bir Papa seçilecekse Kardinal Laghi, Papa seçilirler. Öyleyse ya yeni Papa olacak ya da yeni Papa’yı Kutsal Ruh’tan aldıkları ilhamla seçecek olan ilk dokuz kardinal şunlardır, diyebilirim: Neves, Sadeno, Martini, Hume, Laghi, Etchegeray, Arinze, Tomko ve Danneels. Bu dokuz kardinalden biri Papa olacaktır. Ama hangisi derseniz kanımca Milanolu Cizvit Carlo Maria Martini en şanslı adaydır, derim. Halen OPUS DEI’nin bunaltıcı baskısı altında tutulan Vatikan’a Cizvitler ve diğerleri Martini’yi getirmek isteyeceklerdir. Yoksa bu gizli örgütü, OPUS DEI’yi, bir daha frenleyemezler. Martini sadece siyasi bilgi düzeyi itibariyle değil ama özellikle ulusal ve uluslararası “Askeri ve Güvenlik” konularında da başarılı olmuş diplomat bir kardinaldir. Arkasında Milano’nun köklü, soylu zengin sanayici aileleri ve bankalarla, Amerika’daki zengin Katolik İtalyan asıllı Amerikalılar vardır. Martini ayrıca bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olan İtalya’da, İtalya Bİrliği’ni yeniden sağlayabilecek tek adaydır. Şu anda Roma’daki Seküler=Dünyevi Parlamento’nun, Vatikan’daki Ruhani Senato’dan (Kardinaller Koleji) beklediği acil yardım budur. Tek sorun Martini’nin Cizvita OPUS DEI’nin baskısı altında olmasıdır.

« Bilinmeyen Vatikan » yazı dizisi (YeniMesaj'dan)

[ Başlangıç tarihi: 29.12.2000 ... Bitiş tarihi: 19.12.2000 ]

Dünya’nın en esrarengiz devleti ( 19.12.2000 )

Vatikan’ın gizli ilişkileri ( 20.12.2000 )

Ateizmin kaynağı Vatikan ( 21.12.2000 )

Esrarengiz Polonyalı Ağca ve gizli örgütler ( 22.12.2000 )

Vatikan’ın Türkiye’ye bakışı ( 23.12.2000 )

Engizisyon devam ediyor ( 24.12.2000 )

Evlilik düşmanı kilise ( 25.12.2000 )

OPUS DEI - Ahtapotun kolları ( 26.12.2000 )

Ekümenizm ve İslam dünyası ( 27.12.2000 )

Papalığın kapsama alanları ( 28.12.2000 )

“Türk dostu” maskeli Papa ( 29.12.2000 )

Yukarı

AnasayfaSık kullanılanlara ekle E-posta Yazdır