Engizisyon devam ediyor
(2000-12-24)
Orta Çağ’ın Engizisyon Mahkemesi
günümüz Vatikanı’nda hala sapasağlam durmakta, Vatikan gerekli
gördüğünde bu günkü yeni koşullarda bu eski mahkemeyi işletebilmektedir
Hıristiyan aleminde Protestanlar
kendi inanç sistemlerine daha sıkı bağlıdırlar, daha hoşgörüsüz
ve katıdırlar ama Katolikler için milliyet ve ırktan önce Hıristiyanlık
gelir. Dolayısıyla bir İtalyan veya Polonyalı kendisinin adının
Hıristiyan soyadının da Katolik olduğunu, İtalyan ve Polonyalı
olmaktan daha fazla önemser. Roma’daki Katolik Kilisesi’nin yüzyıllar
boyunca ayakta kalmasını sağlamış olan psikolojik etmenlerden
biri de budur işte.
ENGİZİSYON KARŞISINDA PARMAKLARINI
BİLE OYNATMAYANLAR
Roma Kilisesi’nin tarihi hiç kuşkusuz
Avrupa’nın tarihidir. Bu 2000 yıllık kurumun toplumsal, tarihsel,
askeri ve kültürel alanlardaki yüzyıllarca sürmüş hegemonyasını
anlamadan günümüzün Avrupa’sını tanımak ve tanımlayabilmek mümkün
değildir. Tarih boyunca bu Kilise’de bilim de, sanat da, kültür
de, hoşgörü de, siyaset de, hukuk da, zulüm de, işkence de, gaddarlık
da bir arada bulunmuştur. 15. yüzyılın ünlü din adamı Lorenzo
Valla’nın deyişiyle Katolik din adamlarının yönetimi vahşice,
korkutucu ve barbarcadır. (NOT: Özel nedenlerle Valla’nın bu sözlerinin
1440’daki Latince’sini de ekliyorum: Sileo, quam sevus, quam vehemens,
quam barbarus dominatus frequenter est sacerdotum.) Ünlü Engizisyon
mahkemeleri bu zulmün kurumsallaşmış örneklerinden sadece biridir.
Roma Kilisesi’nde saygı ve disiplin temelinde sevgiden çok ne
yazık ki korkuyu barındırır hale gelmiştir. Ve inanır mısınız
ki bu kötü şöhretli Orta Çağ mahkemesi günümüz Vatikanı’nda hala
sapasağlam durmaktadır. Yani Vatikan gerekli görse bu günkü yeni
koşullara bu eski mahkemeyi işletebilir. Engizisyon mahkemesinin
bugünkü adı kulağa ve inananların gönüllerine çok hoş gelecek
kelimelerden oluşmaktadır: “Sacred Congregation For The Doctrine
of Faith”. Yani, İman Doktrini İçin Kutsal Yetki Topluluğu. Kısaca
SCDF diye bilinen bir kurum Vatikan’ın en korkutucu yeridir. Uzun
yıllar halk arasında Baş Engizisyoncu ya da Papa’nın Polisi diye
bilinen Kardinal Ratzinger tarafından yönetilmiştir. Bu kardinal
“İmandan Sapma” diye değerlendirdiği her girişimi en bağnaz şekilde
cezalandırmıştır. Onun emriyle çok değerli ilahiyatçılar, örneğin,
Küng ve Dreverman Kilise’yi eleştirdikleri gerekçesiyle atılmışlardır.
İlginçtir ki, Türkiye’de bir PKK’lının burnu kanasa Türkiye’yi
topa tutan anlı şanlı İnsan Hakları Dernekleri, Eşcinsel Kulüpleri,
Yeşilci-Çevreci, Bilmem neci kuruluşlar Kilise’nin bu kararları
karşısında sus pus kalmışlar, parmaklarını bile oynatmamışlardır.
BAZEN KIZIL BAZEN SOFU PAPALAR
Vatikan’ı 20. yüzyılda en çok uğraştıran
konuların başında komünizm, sendikacılık, işçi-öğrenci eylemleri,
Nasyonal Sosyalizm, Liberalizm, Materyalizm, Sekülarizm ve Hedonizm
(Sadece zevk için yaşamak, zevkten başka değer tanımamak; hazcılık)
gelmiştir. Vatikan bu akımlara karşı bazen onlardan yana bazen
onlara karşı ama daima kendi çıkarlarını gözeterek tavır almıştır.
Papalar da yaşamakta oldukları çağı iyi değerlendirerek bazen
“Kızıl Papa” bazen “Sofu Papa” rollerine bürünmüşlerdir. Örneğin
Papa 13. Leo, adı “Kızıl Papa”ya çıkmış usta bir diplomat ve reformcuydu.
Onun 1891’de yayınladığı ve “Rerum Novarum” (Yeni şeyler hakkında)
adlı risalesi (encyclical, denilir) Bütün dünyada şaşkınlık yaratmıştı.
Papa bu risalesini hazırlayabilmek için günümüzde çok moda olan
“Think Tank” (Fikir Üretim Merkezi) modelini ilk kez uygulamıştı.
Başına İsviçreli Kardinal Gaspard Mermillod’u geçirmiş ve bu merkezden
kendisine iletilen yorumlara dayanarak bu çok ünlü risalesini
kaleme almıştı. 13. Leo’nun bu risalesi o yıllarda bir tür “Komünist
Partisi Manifestosu” gibi algılanmıştı. Zenginlerin yoksullara
yaptıkları zulümden tutun da, işçilerin ücretlerinin azlığına,
adaletsizliğe, vicdan ve fikir özgürlüğü üzerindeki baskılara
kadar bir çok konuya değiniliyordu. 13. Leo, o dönemde Roma Kilisesi’nin
sosyalistlerle dayanışmaya girmesine yeşil ışık yakmıştı. 1860’larda
ise Papa 9. Pius da Avrupa’yı etkisi altına almaya başlamış olan
Lİberalizm’e karşı mücadele etmişti. O da “Syllabus of Errors”
(Hatalar Dizini) yayınlayarak Liberalizm’in öngördüğü yeni ahlaki
değerleri, moda deyimle söylersek “Yükselen Değerleri” eleştirmiş
ve bu akımın insanları sadece “Hazcı” (Hedonist) yapacağını ve
onların “Zevk”ten başka değer tanımayan, “Zevk-Tapınıcıları” olacaklarını
belirtmişti. Papa 9. Pius, tarihe en “Sofu Papa” olarak geçenlerden
biridir. Günümüzde artık “Kızıl Papalar” yoktur ama “Kızıl Papazlar”
vardır. Daha çok yoksul Latin Amerika ülkelerinde yaşayan bir
çok papaz Marksizm’le iç-içe yaşamayı, Liberalizm’e yeğlemişlerdir.
Öte yandan Vatikan’ın, “Ahlak Zabıtası” rolü de hala sürmektedir.
Vatikan, geçmişte olduğu gibi bugün de Katoliklerin yatak odasındadır
ve buradan çıkmaya hiç de niyetli değildir. Meksika’da bulunduğum
sırada dindar bir Katolik bana şöyle demişti: “Katolik bir karı-kocanın
yatağında iki değil üç kişi yatar. Üçüncüsü Kilise’dir. Karınıza
nasıl, ne zaman ve ne şekilde sarılacağınıza o karar verir.”
PAPADAN İZİNSİZ BOŞANMA OLMAZ
Bilindiği gibi Kilise, boşanmaya
da doğum kontrolüne de kürtaja da karşıdır. Bu nedenle 1995’te
Kahire’de toplanan Dünya Nüfus Planlaması Konferansı’nda İran’la
ittifak kurmuş ve aynı doğrultuda “Red” oyu vermiştir. Vatikan’ın
boşanma işlemlerini kabul veya red etmekle yükümlü bir “Temyiz”
mahkemesi vardır. Buna “Rota” denilir. Buradan izin almadan sivil
mahkemelerde boşananlar bağlı oldukları Kilise’de yeniden evlilik
yapamazlar. Örneğin İrlandalı Katolik bir karı-koca boşanmak için
Amerika’ya gitmek zorundadırlar. Erkek Amerika’da yeniden evlenebilir
ama kadın İrlanda’da yeniden evlilik yapamaz. Bu durum, bu karı
koca Ateist ve Komünist de olsalar değişmez, çünkü Kilise’ye göre
ikisi de doğuşları itibariyle de Katolik sayılmışlardır. Papa’dan
izin almadan boşanmış olan Kennedy Ailesi, Anne Kennedy ölünce
dini tören yapılmasını istemiş ama Vatikan buna şiddetle karşı
çıkmıştı. Dünya nüfusunun % 18.5’ini oluşturan Katolikler’in 359.000
kilisesi, 2.456 Diosez’i ve aktif papaz olarak da 154.148 din
adamı vardır. İlginçtir ki kadınlara karşı en acımasız ve katı
kuralları koymuş olan Katolik Kilisesi’nde gerçekte erkekten çok
kadın vardır. Kilise, 1.000.000’dan fazla rahibeye sahiptir. Evlilik,
kürtaj, boşanma vb. konularda tüm Katolikleri işte bu Kiliseler,
rahipler ve rahibeler denetlemektedir. İlginç olan evlileri denetleyen
bu insanların kendilerinin evlenmelerinin ve cinsel ilişkilere
girmelerinin kesinlikle yasak olmasıdır. Yani cinselliği hiç tatmamış
veya bilmeyen insanlar, din adamı olmayan insanlardan cinsel hayatlarını
Kilise’nin isteklerine göre düzenlemelerini istemektedirler.
GÜZEL FİLİP’İN ÇİRKİN İŞLERİ
Papalık tarihinin en karanlık ve
tartışmalı dönemi 14. yüzyılın başlarında yaşanmıştı. Bu dönemde
daha önce sözünü ettiğim Lateran Papaları’yla Avignon Papaları
arasında kıyasıya bir mücadele yaşanmıştı. Avrupa tarihinde “Güzel
Filip” diye bilinen Fransa Kralı 4. Filip, güzelliği ve yakışıklılığıyla
bağdaşmayacak kadar içten pazarlıklı ve sinsi bir insandı. 1306
yılında kendisine engel olacağını hesapladığı Papa 5. Boniface’ı
sarayından kaçırttı ve daha sonra öldürttü. Ondan sonra Papa seçilen
II. Benedikt de aynı akibete uğradı. Bu cinayetlerden sonra Filip,
kendi adamı olan Bordo Başpiskoposu Bertrand Goth’u 5. Clement
adıyla Papa yaptı. Ama bununla da yetinmedi ve 1309’da bu kez
olduğu gibi Papalık Makamını Roma’dan Fransa’ya, Avignon’a kaçırdı.
Böylece tam 68 yıl süreyle Roma’da ve Avignon’da çift, bazen de
üç Papa bulundu. Filip’in baş düşmanı, Roma tarafından korunan
ve tarihte “Templar” diye bilinen gizli bir şövalyelik örgütüydü.
Tıpkı bugünkü OPUS DEI ne ise o zamanlar da bu örgüt öyle güçlü
ve etkiliydi. Templar Şövalyeleri koyu Katolik, cessur, evlenmeyen
ve sadece İsa uğruna ölmeye gönüllü soylular olarak tanınıyorlardı.
Avrupa’nın hemen her yerinde gizli örgütleri vardı. Şöhretlerini
Haçlı Seferleri sırasında Müslümanlara karşı yaptıkları savaşlarda
edinmişlerdi. Filip’ten önceki Kral I. Richard kendilerine imtiyazlar
vermişti. Örgüte üye olabilmek çok zordu. Nitekim Filip de Kral
olmadan önce örgüte girmek istemiş fakat güzelliğiyle alay edilerek,
kendisi kadına benzetilip örgüte kadın alınmadığı söylenmişti.
İşte Filip Kral olunca bu ağır hakaretin bedelini Templar Şövalyelerine
ödetmeye karar vermişti. Kuşkusuz olayın bir de iktidarla olan
bağlantısı vardı. Filip bu gözüpek şövalyelerin bir gün kendisini
devirebileceklerini biliyordu. 13 Ekim 1307 Cuma sabahı Filip’in
gizli polisi ülkedeki tüm Templar mabedlerini bastı. Yüzlerce
Şövalye hiç direnmeden teslim oldular. Sonraki 6 gün işkenceler
ve sorgularla geçti. Ancak hiç bir Templar konuşmadı. Bunun bir
taktik olduğunu sezinleyen Filip, dillere destan Templar Hazinesi’ni
ve bu gizli örgütün sırlarını eline geçiremeyeceğini anladığında
iş işten geçmişti: Altıncı gün ağır işkenceye dayanamayan iki
eşcinsel Şövalye Hazine’nin ve belgelerin kaçırılması için zaman
kazanabilmek için direnmeden teslim olduklarını açıkladılar. Aynı
ikili ölmeden önce Templar Şövalyeleri’nin bilinenin tersine İsa’ya
değil, Baphomet adını verdikleri Şeytan’a taptıklarını ve gizli
törenlerinde Haç’a tükürdüklerini ve kara büyü ve sihirle uğraştıklarını
söylediler. Sadettin Tantan’ın sözünü ettiği “Tapınak Şövalyeleri”
işte bunlardı.
“GÜL VE HAÇ” GİZLİ ÖRGÜTÜNE
BAĞLI TÜRK DOSTU (!)
PAPA Engizisyon bu ifadeler üzerine
hemen çalışmaya başladı. Şövalyelerin çoğu idam edildiler. Örgüt
büyük yara aldı. Üç yıl sonra örgütün Büyük Üstadı Jaques de Molay
ve Baş Yargıcı Geoffroi de Charnay da yakalandılar ve ağır yanan
ateşte kızartılarak öldürüldüler. Ama Templar’ın bundan sonraki
serüveni çok değişik boyutlar izledi. Örgüt gizli varlığını hep
sürdürdü ve yüzlerce yıl süreyle krallardan ve Kİlise’den intikam
aldı. Örgütün üyeleri oldukları bilinen iki ünlüden biri Vasko
Da Gama diğeri de Kristof Kolomb’dur. İkincisi doğrudan değil,
karısının babası aracılığıyla Templar’ın korumasına alınmıştı.
Bu iki ünlü denizciye yol gösteren haritaları ve kendilerine isyan
etmeyecek tayfaları bu örgüt sağlamıştı. Sahi yeri gelmişken yazmadan
geçmeyelim: Batı dünyasında 13 tarihi eğer Cuma’ya rastlarsa uğursuz
sayılır. İşte bu gelenek Templar katliamından kalmadır. Yine Templar
döneminden kalma bir sembolizm vardır. Bu da “Gül ve Haç” sembolizmidir.
Templar geleneğinde yer alan çok gizli ve önemli bir sembolizmdir.
20. Yüzyıl’ın Papaları arasında “Gül ve Haç” gizli örgütüne bağlı
olduğu bilinen en az bir Papa vardır. Bu Papa, ilginçtir ki çok
güzel Türkçe konuşurdu. Uzun yıllar (1930’larda) yurdumuzda kalmış
ve bazı gizli dostlar edinmişti. En yakın dostlarından biri daha
sonra T.C. Devleti’nin Cumhurbaşkanı olmuştu. Aynı dönemde Ankara’da
görevli olan ve Papalığı sırasında “Gül ve Haç” sembollü Baston
Asa taşıyan bu kardinal de Papa seçilivermişti. Kadere bakın ki
biri Müslüman diğeri Katolik bu iki eski dost iki devletin başına
geçmişlerdi. Ve bunlardan Türk olanı Türklerin tarihinde asla
rastlanmamış bir girişimde bulunarak tüm dünyayı ve eski dostunu
şaşırtmıştı. Türk’ün bu girişiminden sonra Papa da Türk dostuna
ömrü boyunca unutamadığı bir iyilikte bulunmuştu. Bu dramatik
ve olağanüstü olayın gerçek yüzünü ileride okuyacaksınız.

« Bilinmeyen Vatikan » yazı
dizisi (YeniMesaj'dan)
[ Başlangıç tarihi: 29.12.2000 ... Bitiş tarihi: 19.12.2000 ]
Dünya’nın
en esrarengiz devleti ( 19.12.2000 )
Vatikan’ın
gizli ilişkileri ( 20.12.2000 )
Ateizmin
kaynağı Vatikan ( 21.12.2000 )
Esrarengiz
Polonyalı Ağca ve gizli örgütler ( 22.12.2000
)
Vatikan’ın
Türkiye’ye bakışı ( 23.12.2000 )
Engizisyon
devam ediyor ( 24.12.2000 )
Evlilik
düşmanı kilise ( 25.12.2000 )
OPUS
DEI - Ahtapotun kolları ( 26.12.2000 )
Ekümenizm
ve İslam dünyası ( 27.12.2000 )
Papalığın
kapsama alanları ( 28.12.2000 )
“Türk
dostu” maskeli Papa ( 29.12.2000 )
|