free web hosting | free hosting | Business Hosting | Free Website Submission | shopping cart | php hosting
MİSYONERLİĞİN TÜRK MİLLETİ ÜZERİNDEKİ HESAPLARI

« MİSYONERLİĞİN TÜRK MİLLETİ
ÜZERİNDEKİ HESAPLARI »
Fener Rum Patrikhanesi'nin Türkler üzerindeki hesapları 
Katolik Kilisesi'nin Türkler üzerindeki planları 
İngiltere'nin Türkler üzerindeki hesapları 
Misyoner Ajanlar nasıl yetiştiriliyor? 
Ajan Herbert'in faaliyetleri
Mustafa Reşit Paşa'nın Misyonerlerle ilişkisi 
Misyoner Cemiyeti Başkanı'nın ifadeleri 
Misyonerler ile Masonların ilişkisi 
Ajan Humpher 
Anadolu'daki Misyoner faaliyetleri 
Orta Doğu ve Hicaz bölgesindeki Misyoner faaliyetleri 
Misyonerlerden birkaçı
Şerif Hüseyin ve İngiliz ajan Lawrence'nin Hicaz'daki faaliyetleri 
Medine'nin Osmanlı'lardan çıkışı 
Osmanlı Devleti'nin Hicaz bölgesindeki hizmetleri 
Kabir Tahrifatları 
Ajan Humpher'ın diğer faaliyetleri 
Ajan Humpher Hilafet Merkezi İstanbul'da 
İslam Ülkelerinin genelinde Misyoner faaliyetleri 

::Foruma katılın::

::Ziyaretçi defteri::


Roma Kilisesinde kadınlara bakış, “Mizogonizm” denilen evlilik düşmanlığı kapsamındadır. Hıristiyanlığın ilk yüzyılında Roma Kilisesinin iki kurucusundan biri Aziz Paul tarafından formülüze edilen kurala göre evlilik din adamlarının kesinlikle uzak durmaları gereken bir kurumdur. Hatta şöyle söylenmiştir: “Evlenmektense yakılarak ölmek evladır.”

Hıristiyanlık dikensiz gül bahçesi değildir. Tersine, bir çok sorunu bünyesinde barındırır. 2000 yıldır süregelen dine dayalı sorunları vardır. İç-çekişmeleri, ayak oyunları ve entrikaları vardır. Kilise-Devlet ilişkileri bakımından Hıristiyanlık ve Papalarla, Devlet’i temsil eden Krallar arasında tarih boyunca hangisinin daha güçlü olduğu tartışmaları yaşanmıştır. Bazen Papalar bazen de krallar bu tartışmalardan galip ayrılmışlardır. 18. Yüzyılın Fransız Laisizm’i Jacobin geleneğine uyarak Egemenliği hem Kral’dan hem de Kilise’den alıp Devleti yönetmekle görevlendirilmiş olan Bürokrasi’nin denetimine vermiştir. Anglo Sakson kökenli Sekülarizm ise Kilise ile Devlet’in ayrı ayrı bağımsız birimler olarak bir arada varolmalarını öngörmüş ve Fransız Laisizm’inde önemli rol oynayan Devletçi müdahalecilik anlayışını dışlamıştır. Kral ile Papa çekişmelerinde dönüm noktası sayılabilecek iki önemli gelişmeyi aktarmakta yarar vardır. Bugünkü Avrupa’yı anlamamızda yardımcı alacaktır.

PAPA MI KRAL MI?

1076 yılında Lateran’da Papa 7. Gregory, Almanya’da ise İmparator 4. Henry, egemendiler. Papa ile İmparator arasında Milano Başpiskoposunun kim olacağı konusunda tartışma çıktı. Papa, Başpiskoposu kendisinin atayacağını ve buna imparatorun karışamayacağını öne sürdü. İmparator ise yanına aldığı iki başpiskopos ve 24 piskoposla birlikte bir suçlama yayınladı. Bu suçlamada din adamları Papa’yı, ahlaken bozuk olmakla, sahtekarlıkla ve yetkilerini kötüye kullanmakla suçladılar. Bu iddiaları destekleyen Kral, Ren kıyısındaki Worms kentinde 24 Ocak 1076’da bir Synod= Din Meclisi topladı. Bu meclis, İmparator’un emriyle Papa’yı görevinden çekilmeye çağırdı. Piskopos kenti olarak bilinen Worms’tan böyle bir çağrı gelmesi Papa’yı kızdırdı. Kendisine gönderilen belgeyi reddetti. Papa bununla yetinmedi ve kişisel yetkisini kullanarak İmparatoru “Aforoz” etti. İmparatoru destekleyen din adamları bir anda dağıldılar. Tahtını kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalan İmparator yelkenleri indirdi ve 1077’de Papa’nın üstünlüğünü kayıtsız şartsız kabullendiğini ilan etmek zorunda kaldı.

PAPA’NIN ELİNDEKİ GÜÇLÜ SİLAH

Hıristiyanlıkta Aforoz, Papalar’ın elindeki en güçlü silahtır. Aforoz edilmek sanıldığı kadar basit bir olay değildir. Aforoz edilen kişi doğrudan doğruya Hıristiyanlık’tan atılır. “Atılırsa ne olurmuş”, demeyin. Aforoz edilen şahıs ilkin vaftiz hakkını, doğum kayıtlarını, dolayısıyla ölüm kayıtlarını ve en önemlisi ona verilmiş olan Hıristiyan adını ve evliliğini yitirir. Aforoz edilen şahıs en kısa deyişle insan sayılmak hakkını yitirir. Adı kilise kayıtlarından bir kez silindi mi bir daha böyle bir insanın yaşamış olduğunu bile kanıtlayabilmek olası değildir. Çünkü 18. Yüzyıla kadar ve günümüzde bile-doğum, evlilik ve ölüm kayıtlarıyla tüm tapu ve eğitim kayıtları Kilise’de tutulmaktaydı. Protestanlığın kurucusu Papaz Martin Luther, Papa tarafından Aforoz edilmişti. Aradan yaklaşık 430 yıl geçmiş olmasına rağmen hala af edilmemiştir. Luther ve Vatikan için 2000 yılında bile resmi literatürde Martin Luther’in adı yoktur. Çünkü Aforoz edilmiş birinin adını anmak Papa’nın dinsel otoritesine karşı çıkmakla eş değerli sayılmıştır.

İMPARATOR BASTIRIYOR

İmparator 4. Henry’nin hazin sonu ondan sonraki Kral 5. Henry’ye iyi bir ders olmuştu. Nedir ki bu kez Lateran’da İmparator’un dişine göre bir Papa oturmaktaydı: 2. Calixtus. İmparator, din adamlarının daha alt makamlara seçilmelerinde ve kendisine karşı vecibelerinde bazı hakları olduğunu öne sürdü. Oldukça uzlaşmacı bir Papa olan 2. Calixtus bu istekleri kabul etti. Ama üst makamlara yapılacak tüm atamalarda, Kral seçime katılsa bile son sözü yine Papa söyleyecekti. İmparatorla Papa arasında yine Worms Kentinde 1122 yılında bir Concordat= Sözleşme imzalandı. Bunun üzerine Papa bir “Bull” (kolay anlaşılsın diye fetva diyelim) yayınladı. Böylelikle Avrupa’da ilk kez imparatorlar “Worms Sözleşmesiyle” atamalarda bir yere kadar söz sahibi oldular. Kilise ile Devlet (dikkat önemli: Kilise ile Devlet başka, Din ile Devlet başkadır) arasındaki dengelerin oluşumunda dönüm noktası sayılan bu sözleşme her zaman geçerliliğini korumuştur.

KARDİNAL KENTİNİN AYRICALIĞI

Yukarıda “Piskopos Kenti” diye bir tanım geçti. Bu da çok önemlidir. Hıristiyanlıkta kentlerin kiliseyle ilişkileri belirli esaslara bağlanmıştı. Kilise-Devlet ilişkisi gibi bir de Kent-Kilise ilişkisi vardı. Ki bu da daha sonra Laisizm ve Sekülarizm’in ortaya çıkmasında etken olmuştur. Katolik aleminde Katedral inşa edebilmek hakkına kavuşmuş kentler ayrıcalıklı bir statü edinirlerdi. Örneğin Almanya’nın Köln şehri bir katedral kentidir. Katedral kentlerinde Kardinal bulunması zorunludur. Dolayısıyla Katedral kentinin Kilisesine kayıtlı olmak, inanın, Bill Gates olmaktan daha önemlidir. Bir de daha alt sırada yer alan önemli şehirler vardır ki bunlar da “Episkopos Şehri” statüsündedirler. Bu kentlerde genellikle Kardinal bulunmaz, Piskopos bulunur. Papalar oturmak isterlerse Kardinal şehirlerine gitmeyi yeğlerler. Diğer şehirler ise Kilise’nin hiyerarşik yapısı içinde başka özellikleriyle yer alırlar. Geçmişte Kardinal kentinin Kilisesi’ne kayıtlı bir tüccar, piskopos kentinin kilisesine kayıtlı bir tüccara göre öncelik hakkına sahipti. 1648’den itibaren yavaş yavaş bu ayrıcalık kalktı. Sekülerleşme ve sonrasında da kapitalizm geliştikçe bu ayrıcalık yerini “Rekabet” kavramına bıraktı.

“EVLENMEKTENSE YAKILARAK ÖLMEK EVLADIR”

Katolik= Evrensel Kilise, kadınlar ve evlilik konusunda çok hassastır. Bu kilisede kadınların yeri ve rolü ile evlilik kurumu başlı başına bir sorundur. Roma Kilisesinde kadınlara bakış, “Mizogonizm” denilen evlilik düşmanlığı kapsamındadır. Ve Hıristiyanlığın ilk yüzyılından itibaren formüle edilmiştir. Eden de Roma Kilisesinin iki kurucusundan biri olan, Aziz Paul’dur. Ona göre evlilik din adamlarının kesinlikle uzak durmaları gereken bir kurumdur. Hatta şöyle söylenmiştir: “Evlenmektense yakılarak ölmek evladır.” Kilise Babaları işte bu görüşlerini Havva’ya dayandırarak Hıristiyanlığa sokmuşlardır. Onlara göre Havva, Tanrı’nın değil Şeytan’ın sözüne uymuştur. Bunun sonucunda da Adem’le birlikte “ilk günah”ı işleyerek birlikte Cennet’ten kovulmuşlardır. Havva yüzünden tüm insanlığın ilk “Masumiyeti” lekelenmişti. Bu nedenle erkeklerin kadınlardan uzak durmaları gerekmekteydi. Engels’in dediği gibi Hıristiyanlık gerçekte tüm insanları işte sadece bu konuda, “İlk günahı” işlemiş olmak konusunda “eşit” kabul eder, bunun dışında insanlar hiç bir şekilde Eşit değildirler.

DİRİ DİRİ YAKILAN İKİ MİLYON KADIN

İlk kez Aziz Paul (Yahudilik adı, Saul) tarafından formüle edilen bu ilk günah, Hıristiyanlığa sonradan geçen ve Yahudi olmayan Romalılar tarafından hiç bilinmiyordu. Böyle bir ilk günahtan doğduklarını ilk kez Aziz Paul’dan duymuşlar ve gülüp geçmişlerdi. Hıristiyanlık geliştikçe bu ilk günah olanca ağırlığıyla Hıristiyanların hayatlarını şekillendirmeye başladı. Öte yandan ilk günah olmadan vaftiz de olamıyordu; bu olmayınca da İsa’nın Kilisesi’ne katılarak “Tüm” diğer günahlardan kurtuluş da olamıyordu. Bu olmayınca da İsa’nın ’Kurtarıcılığı’ sağlanamıyordu. İlk günahı kabul etmeden İsa’nın kilisesine katılarak ’tüm’ diğer günahlardan kurtuluş da olamıyordu. Roma Kilisesinin bu yoğun baskısı doruk noktasına 11. Yüzyılda ulaştı ve yüzyıllarca sürdü. Havva, hep o “Şeytana” uyarak erkeğin masumiyetini kirleten dişi olarak gösterilmişti. Nihayet 1209’da Papalar büyük bir Haçlı ordusu kurarak, kendilerine göre Heretik= Dinden Sapmış Kişi, kabul ettikleri Hıristiyan cemaatleri soykırıma uğrattılar. Kısaca, Cathare diye bilinen bu soykırım sırasında yaklaşık bir milyon insan öldürüldü. Soykırımı yöneten Katolik şövalyelerden biri şöyle demişti: “Hepsini öldürün. Tanrı nasıl olsa hangisinin heretik, hangisinin masum olduğuna karar verir.” Daha sonra Hitler de işte bu mantığı kullanarak milyonlarca insanı öldürmüştü... Nedir ki kilise burada durmadı. 15. Yüzyılda bu kez ebe kadınların “Büyü” ve “Sihirle” uğraştıklarını öne sürerek yaklaşık 2 milyon kadını “Cadı” oldukları gerekçesiyle diri diri yaktırdı ve bu dul kadınların kendilerine kocalarından kalmış olan malları ve arazilerini gasp etti.

“BEN YAPTIM OLDU”

Bu kıyımlardan sonra, ilk kez Bizans’ın zorlamasıyla 7. Yüzyılda göstermelik olarak anlamı kabul edilmiş olan “Meryem Ana” kültü 16. Yüzyılda öne çıkartılmaya başlandı. Ondan önce Roma Kilisesi için Meryem Ana, Ortodoks Kilisesinde olduğu kadar önem taşımıyordu. 16. Yüzyılda Hıristiyan nüfusun azalmakta olduğu anlaşılınca bu kez evlilik teşvik edilmeye başlandı. Meryem Ana’nın öne çıkartılması, Havva’nın tam karşıtı olarak değerlendirilmesiyle sağlanabildi. Bu yeni dogmaya göre Havva, Tanrı’nın kendisinden istediği işi yapmamış ama, Meryem, imanı tam olduğu için Tanrı’nın isteğini yerine getirmiş ve “Bakire” olmasına rağmen İsa’nın dünyaya gelmesinde aracılık etmişti. Öyleyse diyordu Kilise, imanlı kadınlarla evlilik yapmak hayırlıdır... Katoliklik’te Havva ile Meryem işte böylesine zıd prototipleri oluştururlar. Bir de fahişeyken nadim olup İsa’nın Havarilerine katılan Mecdeli Meryem vardır. Bu da Kilise tarafından ilk kez 17. Yüzyılda öne çıkartılmaya başlandı. Bu kadın da hiç değilse yaptığı işten -fahişelik-nadim olup, imana gelmiş biriydi. Ve ilk kez fahişelikten vazgeçen kadınlar için Maria Magdelena (Mecdeli Meryem) manastırları açıldı. Meryem Ana ise ilk kez 1870’de resmen “Lekesiz” doğumla dünyaya gelmiş tek “masum kadın” olarak kabul edildi. Katolik aleminde bu olaya “İmmaculate Conception” denilir. Buna göre sadece Meryem değil, annesi olarak kabul edilen St. Anna da bakireyken Meryem’i doğurmuştu.18. yüzyıla kadar hiç bir Hıristiyan böyle bir dogmadan haberdar olmamıştı ama Papa “Ben yaptım oldu” dedi ve bugün de onun dediği geçerlidir.

“BENİM” DİYEN FEMİNİSİTLERE TAŞ ÇIKARTAN TEODORA

Bizans İmparatoru Justinyen’in başını döndürüp onunla evlenen sirk güzeli vahşi hayvan terbiyecisinin kızı Teodora işte böyle Mecdeli Meryem gibi bir kadındı. Sık sık şeytan’a uymuşluğu vardı. Ve inanır mısınız ki bu kadın Hıristiyanlığın, daha sonraki dönemlerinde hayli tartışılan ve bölünmeye yol açan bir çok uygulamasında söz sahibi olmuştu. Teodora, ne Roma’daki Papa’yı ne de İstanbul’daki Patrik’i önemsemişti. Hıristiyanlığa doğrudan doğruya kendi kafasına uygun gördüğü fikirleri sokmuş veya çok tartışmalı fikirleri savunmuştu. Teodora, günümüzde benim diyen feministlerin topluca 40 yılda yapamadıklarını tek başına üç beş yıl içinde yapabilmiş bir kadındı. Ve onun bu girişimleri Logma ve/veya Gelenek haline gelerek Doğu Kiliseleri’ne mal edilmişti.

« Bilinmeyen Vatikan » yazı dizisi (YeniMesaj'dan)

[ Başlangıç tarihi: 29.12.2000 ... Bitiş tarihi: 19.12.2000 ]

Dünya’nın en esrarengiz devleti ( 19.12.2000 )

Vatikan’ın gizli ilişkileri ( 20.12.2000 )

Ateizmin kaynağı Vatikan ( 21.12.2000 )

Esrarengiz Polonyalı Ağca ve gizli örgütler ( 22.12.2000 )

Vatikan’ın Türkiye’ye bakışı ( 23.12.2000 )

Engizisyon devam ediyor ( 24.12.2000 )

Evlilik düşmanı kilise ( 25.12.2000 )

OPUS DEI - Ahtapotun kolları ( 26.12.2000 )

Ekümenizm ve İslam dünyası ( 27.12.2000 )

Papalığın kapsama alanları ( 28.12.2000 )

“Türk dostu” maskeli Papa ( 29.12.2000 )

Yukarı

AnasayfaSık kullanılanlara ekle E-posta Yazdır