Ekümenizm ve İslam dünyası
(2000-12-27)
Hıristiyanlığa ve Ekümenizm hareketinin
yönlendiricilerine göre Yahudiler ve Müslümanlar “Doğru Yolda
Yanlış Adımlar Atan” iman sahibi insanlardır. Bunları “Ekümeneye-Uygarlık”
kazanabilmek için Hıristiyanlaştırmak ilk hedeftir
Ekümenik kavramı son iki yıl içinde
Türkiye’de de duyuldu. Hıristiyan aleminin bu en önemli kavramının
Türkiye’de tartışma konusu olması Fener Patriği I. Bartolomew’un
kendini “Konstantinopolis Ecumenical Patriği” olarak lanse ediyor
oluşuyla bağlantılıydı. Fener Patriği’nin bu iddiasının Hıristiyanların
gerçekliğine uygun olup olmadığı bu bölümde görüşlerinize sunulacaktır.
Ayrıca Ekümenik kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavramın Hıristiyan
alemindeki yeri ve rolü açıklanacaktır. Özellikle Vatikan ve Papalık
için Ekümenizm’in ne anlama geldiği doğrudan doğruya Papalık belgelerinden
yola çıkılarak gösterilecektir.
EKÜMENE-KATEŞİZM-EKONOMİ
Ekümenik kavramı Hıristiyanlık
aleminde çok belirleyici rol oynayan bir üst kavramdır. İznik
Konseyi’ne (325) kadar geçen süre içinde bu kavram Hıristiyanlığın
kuruluş dönemi sayılan bu ilk üç yüz yılda Kilise Babaları tarafından
ele alınmış ve yazılarında ve vaazlarında sıkça dile getirilmiştir.
Şimdi kısaca bu Kilise Babaları’nın anladıkları anlamdaki Ekümenik
kavramını anlatalım. Yeri gelmişken belirtmekte yarar vardır ki,
söz konusu Kilise Babaları Ekümenik kavramını, bugün kullanılan
ama bambaşka bir anlam ifade eden “Ekonomi” kavramıyla karşılıyorlardı.
Günümüzde çok kullanılan “Ekonomi” kavramı gerçekte, örneğin I.S.
4. yüzyılda, Hıristiyanlığın en temel kavramıydı. Günümüzde Katolik
Kilisesi her türlü resmi belgede Ekonomi kavramını, iktisat anlamında
değil, “Ekümene”anlamında kullanmayı sürdürmektedir. Örneğin Katoliklerin
İncil’den sonraki en önemli kitabı Kateşizm’de “Economy” kavramı
işte bu şekilde kullanılmıştır. (Babtism in the Economy of Salvation-
313 gibi). Günümüzde bir bilim dalı olan iktisat, işte Hıristiyanlığın
temel kavramı olan bu Grekçe Ekümene kavramının “Sekülarize Edilmiş”
(Dünyevileştirilmiş) olan şeklidir.
KİLİSE BABALARINA GÖRE EKÜMENİK
KAVRAMI
Şimdi Kilise Babaları için Ekümenik
ne anlama geliyordu, kısaca bunu görelim. Economy-Ekümene kavramına
ilk kez Antakyalı İgnatius’da rastlıyoruz. I. S. 115 yılında öldürülmüş
olan bu din adamı Kilise’yi en çok savunmuş olan ilk üç Apostolic
Baba’dan biriydi. Ona göre Meryem’in bakire olarak gebe kalabilmesi
Tanrı’nın Planı’nın “Economysi” idi. (To the Ephesians, XVIII).
Dolayısıyla, Ignataeus’a göre bu bir “Dispentation” idi. Diğer
bir deyişle “İlahi iradenin yeryüzünde tecelli edebilmesi için
gereken Berat’tı”. Günümüzde bu anlamını hala sürdürmekte olan
Dispentation (Economy) kavramı Masonlukta da kullanılmaktadır
ve en az dört masonun bir araya gelerek yeni bir Loca kurabilmek
amacıyla ana Loca’dan Berat, yani “Dispentation” alması olarak
anlaşılmaktadır. İkinci olarak zikredeceğimiz Kilise Babası Irenaeus’tur.
130-200 yılları arasında yaşamış olan Irenaeus’un en önemli eseri
Adversus Haereses (Sapkınlığa Karşı) adlı Latince kitaptır. Ona
göre “Economy” Tanrı’nın insanları kurtuluşa yönlendirişidir.
Irenaeus’la birlikte “Economy” Tanrı’nın yeryüzünü ve tüm canlıları
yönetmesi (Ministry) anlamını kazanmıştır. (Ah, IV. XX.5-ad fin
-6). Üçüncü Kilise Babası Irenaus’un çağdaşı ünlü Tertullianus’tur.
Tertullian, Credo quia absurdum est diye bilinen “İkrarı” yazan
din adamıdır. Tertullian, din felsefesine “Bölünmeden Ayrışma”
ilkesini (Distinction Without Division) getiren şahıstır. Ona
göre “Economy” Tanrı’nın insanları yönetişi ve kendisini onlara
açıklaması anlamına (vahiy) geliyordu. (Adversus Praxaen, 8).
Tertullian, Teslis’in (Trinite) Ekonomisi diye bir kavram geliştirmişti.
Bu anlamında Economy, Tanrı’nın kendisine ait sırlarından biriydi
ve buna kesin iman gerekiyordu. Bu nedenle de Economy, “Rule of
Faith” (İman Yönetimi) için gerekli ön koşuldu. Yine aynı çağdan
İskenderiyeli Clement de Economy kavramına çok önem vermişti.
Ona göre de Economy, “Holy Dispentation” (Kutsal Berat) idi (Stromateis,
VIII.II-5). Bu Beratın cihanşumul (Universal) olduğunu öne süren
ilk Kilise Babası odur. Ona göre imanlı olan bir kişinin Hıristiyan
veya Grek olması fark etmezdi. Çünkü Tanrı’nın beratı (Yolgöstericiliği)
İsa’ya tüm insanlığı değiştirmesi için verilmişti. Bu nedenle
de Evrensel’di. Bu anlamında Ekümene “Yol=Yön=Way”dir. Tanrı’ya
giden Evrensel Yol’dur. 185-255 yılları arasında yaşamış olan
Origen ise tarihe Katolikliği ve Ortodoksluğu kuran Kilise Babası
olarak geçmiştir. Ona göre Economy=Ekümene, Tanrısal Krallığın
(Trinite) yeryüzündeki “Ev Halkını” (Kilise’yi ve Hıristiyanları)
yönetmesi (Management) anlamına gelmektedir. Origen, Economy’nin
Trinite’yi yapan sır olduğunu ve bunun da Kilise’de bulunduğunu
ısrarla savunmuştur. (De Principiis, III.1-14) 296-373 yılları
arasında yaşamış olan İskenderiye Piskoposu Athanasius ise günümüze
kadar gelen ve halen de özellikle Ortodoks alemi için bağlayıcılığı
olan İznik Konseyi’nde ve sonrasında Kilise’nin ayakta kalmasını
sağlayabilmiş olan bir din adamıdır. Ona göre Economy, bu kez
“Enkarnasyon” anlamına geliyordu ve Vaftiz, Trinite, Eukarist
ve Liturgy ile bağlantılıydı. Athanasius, Trinite’yi kabul etmeyen
Arianist görüşlere karşı, işkencelere ve sürgünlere rağmen görüşlerini
kabul ettirebilmeyi başarmış bir dinadamıydı. Sürgünde yaşadığı
yıllarda Athanasius’dan “İnvisible Patriarch” (Göze Görünmeyen
Patrik) diye söz edilirdi. Toparlarsak, Ekümene bu din adamlarına
göre ilahi iradenin evrensel bir tecellisi ve Beratı; ev halkının
yönetilmesi; onların İsa’yla bütünleşerek (Eukarist) Ölümsüzleşmesini
ve İmanın Evrensel Yönetimselliği gibi anlamlara geliyordu. Bu
dönemde şekillenen Ekümene’nin İslamiyet’teki “corralative” karşılığı
Dar’ül İslam’dır. Zamanla Ekümene (gr. Oecumenicus) “Sürekli Yerleşim
Alanı” bir tür Hıristiyan Habitat’ı anlamında kullanılmaya başlandı.
Bu nedenle medeniyet kavramıyla bağlantı oldu. İslami söylemde
Medine=Uygar Yerleşim Birimi gibi bir anlam taşıdı. Aynı zamanda
üstün bir dinsel-kültürün varlığı da Ekümene kavramıyla anlatılır
oldu. Şöyle ki Ekümene sayılan bir bölgedeki kültürel gelişmişlik,
Ekümene bölgesinin periferisinde bulunan diğer kültürleri kendisine
silah zoruyla olmasa da hayranlık yoluyla, (İmitation=Özenme ve
Nemesis=Benzeyişe) aracılığıyla bağlamıştır.
EKÜMENİK HAREKETİN GÜNÜMÜZDEKİ
MERKEZİ İSVİÇRE’DEDİR
Günümüzdeki Ekümenik hareketin
merkezi İsviçre’dedir. Cenevre’de etkili olan Protestanlığın Kalvinist
kanadının yönlendiriciliğindedir. Almanya’da ise yine Protestan
(Luteran) Kiliselerin yönlendiriciliğindedir. Ekümenik, bu Kiliseler
tarafından “Tanrısal Strateji” anlamında kullanılmaktadır. Bu
stratejinin günümüz dünyasında etkili olan üç uluslararası temsilcisi
vardır. Bunlar ECEC (Avrupa İşbirliği İçin Ekümenik Komisyon);
WCC (Dünya Kiliseler Konseyi) ve CCREC (Avrupa İşbirliği İçin
Hıristiyan Sorumluluğu Komitesi). Ekümenik, bu uluslararası kurumlar
tarafından, Katolik Kilisesi’nin “Spiritual Ecumenism’i” gibi
değil doğrudan doğruya bir ideoloji ve dünya görüşü olarak benimsetilmek
amacıyla kullanılmaktadır. Katolikler de dahil tüm Hıristiyanlık
için bir “İzm” olarak Ekümenik Hareket, ilkin Hıristiyanların
kendi içlerindeki bütünleşmeyi bu Üst Kavram’ın çatısı altında
yapmayı öngörmektedir. Bu boyutuna Ekümenikalizm denilir. Fener
Patrikhanesi bu ideolojinin Ortodoks temsilcisidir.
İLK VE SON EKÜMENİKAL KONSEY
Hıristiyan alemindeki ilk Ekümenikal
Konsey I. S. 325 yılında İmparator Konstantin tarafından toplanmıştır.
Açıkça görülebileceği üzere “Ekümenikal” kavramı bu ilk konseyde
İmparator’un veya bir Patrik’in özel sıfatı olarak değil, doğrudan
doğruya bir Din’in en üst yasama kavramı olarak kullanılmıştır.
Bu nedenle herhangi bir şahsın ister imparator ister Patrik olsun
“Ekümenikal” kavramını kendi tekeline alması söz konusu olmamıştır.
Konstantin isteseydi bu ilk konseyi topladığı için kendisini “Ekümenikal
İmparator” ilan edebilirdi ama etmemiştir. Ekümenik Patrik nitelemesini
ilk kullanan Patrik, Johan’dır. İstanbul Patriği kendi topladığı
bir Synod’da (Din Meclisi) kendisine “Ekümenik Patrik” denilmesini
karara bağlamıştır. I.S. 587/88 yılında İstanbul’da toplanan bu
Synod da Patrik Johan (Acul, Aceleci diye bilinir) o sırada Papa
olan 2. Pelagius’a karşı kendisine bu sıfatı yakıştırmış ve güç
yarışına girmiştir. Papa bunu duyunca derhal harekete geçmiş ve
Bizans’taki delegesini (Apocrisiarius) görevlendirerek onun Eukarist
(Şarap ve ekmek) törenine katılmasını engellemiştir. Papa, böylelikle
kendisine “Ekümenikal” diyen bir Patrik’in yöneteceği dinsel törenlerin
Hıristiyanlığa aykırı olacağını açıklamış oluyordu. Pelagius’tan
sonra Papa seçilen Gregory de Acul Johan’ın bu sıfatı kullanmasını
yasaklamıştır. Gregory bu kadarla da kalmamış bu sıfatı kullanmakta
ısrar eden patriği “Anti-Christ” (Deccal) ilan etmiştir! Hıristiyan
alemindeki en son “Ekümenikal Konsey” ise Türk dostu diye tanıtılan
Papa 23. John’un girişimiyle 1962-65 yılları arasında toplanmıştır.
Burada da açıkça görüldüğü üzere Ekümenikal takısı sadece bir
din konseyinin sıfatı olarak kullanılmıştır; Papa kendisini “Ekümenik
Papa” olarak tanımlamamıştır.
EKÜMENİZM İLE GÜDÜLEN STRATEJİ
Bu Konsey’in belgelerinde Ekümenizm,
ilkin, Hıristiyanların kendi içlerinde bütünleşmelerini öngören
bir üst düzey kavram olarak ele alınmıştır. Ayrıca “Evrensel Berat”
anlamına geldiği için diğer dinlerle özellikle de Yahudilik ve
İslamiyet’le ilişkilerin kurulması için düşünülen “Strateji” anlamında
kullanılmıştır. Vatikan’ın Fener Patrikhanesi’yle ilgili ilişkilerini
geliştirme meselesi de yine bu kavrayışın kapsamındadır. Nedir
ki Vatikan, Fener Patriği’nin kendisini değil, Ortodokslar tarafından
toplanmış olan konseylerini “Ekümenikal” kabul etmektedir. Fener
Patriği’ni “Konstantinopolis Ekümenikal Patriği” olarak değil,
dikkat çok önemlidir ki, “Ortodoks Ekümenikal Patrik” olarak kabul
ve beyan etmektedir. II.Ekümenikal Konsey’ın 1965’de tamamlanan
ve 1992’de ve 1995’de yayınlanan Kateşizm Kitabına göre İslamiyet’e
bakış şöyledir: “Kilise’nin Müslümanlarla ilişkisi. “Kurtuluş
Planı Yaradan’ı dile getirenleri de kapsamaktadır. Bunların arasında
ilk sırayı Müslümanlar alırlar. Bunlar Hz. İbrahim’in imanına
bağlıdırlar. Ve bizlerle birlikte onlar da tek ve bağışlayıcı
bir Tanrı’ya bağlıdırlar ve Kıyamet gününe ve onun yargısına sığınılacağına
inanırlar.” (841) Burada dikkat edilmesi gereken husus Ekümenizm’in
özellikle 20. Yüzyılda tüm Hıristiyan aleminde yaygınlaştırılmış
olan devlet destekli “Sekülarizm”e alternatif bir nefsi müdafaa
stratejisi gibi başlayıp hızlı bir gelişme gösterdiğidir. Ekümenizm,
2000 yılında tüm kiliselerin yeniden daha önce sözünü ettiğim
“Bölünmeden Ayrışma” ilkesi çerçevesinde bir araya gelmelerini
ve çok güçlü bir Dinsel-Siyasal-İdeolojik akım olarak özellikle
Hıristiyanlık-Dışı ülkeleri ve halkları ilk elden etkilemeye çalışmayı
öngörmektedir. Kendi içinde ise başta Katolik-Anglikan bütünleşmesini
sağlamaya, kiliseden istifa etmiş olan “Kilisesiz Hıristiyanları”
yeniden kazanmaya ve Hıristiyanlık içi “Mezhep Değiştirme” faaliyetlerine
hız vereceği anlaşılmaktadır. Örneğin Katolikler yoğun olarak
Ukrayna’da Ortodoksları yeniden Katolikliğe döndürmeye uğraşmaktadırlar.
Kilise bu girişimlerinde çok eski bir kural olan ve Atanasius
tarafından formüle edilmiş olan “Tanrı Babaya evlat olabilmek
için Kilise-Ana’nın çocuğu olmak gerekir” şeklindeki Tanrı-Baba
ile Kilise-Ana dogmasını işlemektedir.
İLK HEDEF HIRİSTİYANLAŞTIRMAK
Son söz: Hıristiyanlığa ve çağımızdaki
güçlü Ekümenizm hareketinin yönlendiricilerine göre Yahudiler
ve Müslümanlar “Doğru Yolda Yanlış Adımlar Atan” iman sahibi insanlardır.
Bunları “Ekümeneye-Uygarlık” kazanabilmek için Hıristiyanlaştırmak
ilk hedeftir. Onlara göre Batı’nın istediği ölçülerde ve koyduğu
normlar çerçevesinde “Laikleştirilmiş” ve böylelikle de “Nötralize”
edilmiş olan bazı Müslüman ülkeler bu “Geçiş dönemlerini” tamamlamak
üzeredirler. Bu ülkelere yapılacak yoğun misyonerlik faaliyetleri
ve “Evangelization” günümüzde Ekümenik hareketin olmazsa olmaz
önkoşuludurlar. Oysa, Trinite’nin üstünlüğünü savunan ve deyim
yerindeyse, “Yanlış Yoldan Doğru Hedefe” gitmekte olduğunu sanan
Ekümenistler, Devletleri zoruyla laikleştirilmiş de olsalar Müslüman
ülkelerinde bir direnişle karşılaşmakta ve sadece yoksul kırsal
alanların Devlet terörüne maruz kalmış kesimlerinde yaşayan yurttaşların
ve büyük kentlerin “kökünden” kopartılmış gençliği arasında etkili
olabilmektedirler. Buna rağmen önümüzdeki beş yıl içinde “Gümrük
Birliği” içine alınarak ehlileştirilmiş olan Türkiye’nin Müslüman
halkı Ekümenizm’in çeşitli kılıflar ve maskelerle ortaya çıkacak
olan formlarından çok etkilenmeye adaydır. Dolayısıyla Müslümanların
bu konuda çok dikkatli olmaları gerekmektedir.

« Bilinmeyen Vatikan » yazı
dizisi (YeniMesaj'dan)
[ Başlangıç tarihi: 29.12.2000 ... Bitiş tarihi: 19.12.2000 ]
Dünya’nın
en esrarengiz devleti ( 19.12.2000 )
Vatikan’ın
gizli ilişkileri ( 20.12.2000 )
Ateizmin
kaynağı Vatikan ( 21.12.2000 )
Esrarengiz
Polonyalı Ağca ve gizli örgütler ( 22.12.2000
)
Vatikan’ın
Türkiye’ye bakışı ( 23.12.2000 )
Engizisyon
devam ediyor ( 24.12.2000 )
Evlilik
düşmanı kilise ( 25.12.2000 )
OPUS
DEI - Ahtapotun kolları ( 26.12.2000 )
Ekümenizm
ve İslam dünyası ( 27.12.2000 )
Papalığın
kapsama alanları ( 28.12.2000 )
“Türk
dostu” maskeli Papa ( 29.12.2000 )
|